Bal Arılarında Arı Felci Hastalığı

Bal arısı kolonilerinin sağlığı, ekosistemlerin devamlılığı için hayati bir öneme sahiptir. Aynı zamanda tarımsal üretim için de kritiktir. Ancak bu koloniler çeşitli patojenlerin tehdidi altındadır. Bu tehditler arasında viral enfeksiyonlar öne çıkar. Özellikle arı felci hastalığı olarak bilinen karmaşık sendromlar arıcılığı ciddi şekilde etkiler. Bu virüsler koloni içinde hızla yayılabilir. Belirgin semptomlara yol açarlar. Arıların nörolojik fonksiyonlarını bozarak kovanın genel verimliliğini düşürürler. Koloninin hayatta kalma şansını azaltırlar. Bu virüslerin anlaşılması, koloni kayıplarını en aza indirmek için ilk adımdır.

Arı felci nedir? (CBPV & ABPV)

Arı felci hastalığı, aslında tek bir hastalık değildir. Bal arılarında benzer nörolojik semptomlara yol açan bir grup viral enfeksiyonu tanımlar. Bu kompleksin en bilinen etkenleri Kronik Arı Felci Virüsü (CBPV) ve Akut Arı Felci Virüsü’dür (ABPV). Her iki virüs de arıların sinir sistemini hedef alır. Ancak hastalığın seyri, belirtileri ve koloni üzerindeki etkileri bakımından önemli farklılıklar gösterirler.

Kronik arı felci (CBPV): tip 1–tip 2 semptom farkları

Kronik Arı Felci Virüsü (CBPV), dünya genelinde yaygın bir enfeksiyondur. Genellikle yavaş bir seyir izler. Arı popülasyonu içinde uzun süre kalıcı olabilir. Özellikle stres faktörleri arttığında hastalık belirgin hale gelir. CBPV’nin iki farklı semptom tipi bulunur. Bu tipler bazen aynı kovan içinde bir arada görülebilir. Bu durum arıcının tanı koymasını zorlaştırabilir.

Tip 1 semptomları, klasik nörolojik bozukluklardır. Enfekte olan yetişkin arılarda anormal bir titreme gözlemlenir. Bu titreme hali özellikle kanatlarda ve bacaklarda belirgindir. Arılar uçma yeteneklerini kaybederler. Kovan önünde veya petek üzerinde amaçsızca sürünürler. Tip 1’in ayırt edici özelliklerinden biri kanat pozisyonudur. Kanatlar “K-kanat” olarak adlandırılan şekilde açık ve dağınık durur. Bu arılar genellikle kovanın önünde birikir ve kısa sürede ölürler. Bu durum, koloninin tarlacı gücünde ciddi bir azalmaya yol açar.

Tip 2 semptomları ise “kararma hastalığı” olarak bilinir. Bazen “küçük siyah arı sendromu” olarak da adlandırılır. Bu durumda arılar vücutlarındaki tüylerin büyük bir kısmını kaybeder. Vücutları parlak, koyu siyah ve yağlı bir görünüm alır. Tüylerini kaybetmelerinin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Bunun virüsün kütikula üzerindeki etkisi olabileceği düşünülür. Diğer bir neden ise sağlıklı arıların saldırgan davranışlarıdır. Bu tüysüz ve parlak arılar, sağlıklı kovan üyeleri tarafından genellikle yabancı olarak algılanır. Sağlıklı arılar, bu “siyah” arılara karşı agresif davranışlar sergileyebilir. Onları ısırabilir veya kovandan dışarı atmaya çalışabilirler. Bu sosyal dışlanma, koloninin sosyal yapısını bozar. Enfekte arıların hızla ölmesine neden olur.

Akut arı felci (ABPV): hızlı seyir ve koloni çöküşü

Akut Arı Felci Virüsü (ABPV), CBPV’nin aksine çok daha hızlı seyreder. Çok daha yıkıcı bir etki gösterir. ABPV enfeksiyonları sıklıkla Varroa destructor akarı ile güçlü bir şekilde ilişkilidir. Virüs, Varroa tarafından arıdan arıya bulaştırıldığında etkisi katlanır. Akar, virüsü doğrudan hemolenfe (arı kanı) enjekte eder. Normalde arılar virüsü ağız yoluyla (kontamine gıda vb.) alabilir. Bu durumda sindirim sistemi bir bariyer görevi görür. Enfeksiyon genellikle ölümcül olmaz. Ancak Varroa’nın vektörlüğü bu savunmayı tamamen atlar.

Belirtiler çok hızlı gelişir. Enfekte olan arılar sadece birkaç gün içinde ölür. Bu hızlı ölüm oranı nedeniyle arıcılar bazı belirtileri göremeyebilir. Titreme veya sürünme gibi klasik felç belirtilerini gözlemleme şansı bulamazlar. Bunun yerine, görünürde sağlıklı olan bir kolonide ani bir kayıp yaşanır. Açıklanamayan bir yetişkin arı ölümü görülür. ABPV, özellikle Varroa yükünün yüksek olduğu kolonilerde hızlı koloni çöküşlerine yol açabilir. Virüs, pupa evresindeki arıları da enfekte edebilir. Bu durumda görünüşte sağlıklı ancak kısa ömürlü arılar doğar.

CBPV, ABPV ve DWV’nin kısa karşılaştırması

Bu üç virüs de arı sağlığı için önemli tehditlerdir. Ancak farklı semptomlarla karakterize olurlar. Yönetim stratejileri de bu farklara göre şekillenir. CBPV, öncelikle yetişkin arılarda nörolojik belirtiler gösterir. Titreme, K-kanat ve kararma (Tip 2) bu belirtilerdir. Bulaşması için Varroa şart değildir. Temas yoluyla da kolayca yayılabilir. ABPV ise belirgin bir deformasyon yaratmaz. Hızlı ölümlere ve ani koloni zayıflamasına neden olur. Varroa ile doğrudan ilişkilidir. Kanat Deformasyonu Virüsü (DWV) adından da anlaşılacağı gibi belirgin semptomlar gösterir. Büzüşmüş, deforme olmuş ve kullanılamayan kanatlar en tipik bulgusudur. DWV de büyük ölçüde Varroa tarafından bulaştırılır. Özellikle pupa döneminde enfekte olan arılarda ciddi fiziksel bozukluklara yol açar.

IAPV ve KBV: daha az görülen fakat kritik etkenler

Arı felci benzeri semptomlara neden olabilen başka virüsler de mevcuttur. Bunlar bazen ABPV veya CBPV ile karıştırılabilir. İsrail Akut Arı Felci Virüsü (IAPV) bunlardan biridir. ABPV’ye benzer şekilde hızlı seyirli olabilir. Titreme ile ölümlere yol açabilir. IAPV de Varroa akarlarıyla güçlü bir ilişki gösterir. Bazı bölgelerde ani koloni kayıplarıyla ilişkilendirilmiştir. Belirtilerini ABPV’den ayırt etmek sahada neredeyse imkansızdır.

Keşmir Arı Virüsü (KBV) ise bilinen en patojenik arı virüslerinden biridir. Patojenik, hastalık yapıcı anlamına gelir. Laboratuvar koşullarında enfekte edilen arıları 24 ila 48 saat gibi çok kısa bir süre içinde öldürebilir. KBV, geniş bir coğrafyada tespit edilmiştir. Ancak saha koşullarında ciddi salgınlara neden olması IAPV veya ABPV’ye göre daha nadirdir. Bu virüslerin varlığı, arı felci hastalığı tanısının karmaşıklığını gösterir. Kesin teşhis için laboratuvar analizlerinin (RT-PCR) mutlak önemini ortaya koyar.

Bulaş ve risk faktörleri

Arı felci hastalığı virüslerinin koloniler arasında yayılması çeşitli faktörlere bağlıdır. Hastalık şiddetinin artması da bu faktörlerin bir araya gelmesiyle tetiklenir. Virüsler arıdan arıya doğrudan temasla bulaşabilir. Kontamine polen veya besin paylaşımı (trofallaksi) da diğer bulaşma yollarıdır. Ancak, hastalığın salgın düzeyine ulaşmasındaki en kritik faktör dış parazitlerdir. Çevresel koşullar da bu durumu etkiler.

Varroa ile ilişkili viral yük artışı

Varroa destructor akarı, arı viral hastalıklarının yönetiminde birincil odak noktasıdır. Varroa, arıların hemolenfini ve yağ dokusunu emer. Sadece bununla kalmayıp onları zayıflatır. Aynı zamanda virüsler için biyolojik bir vektör (taşıyıcı) görevi görür. Virüsler için bir çoğalma ortamı (replikasyon alanı) oluşturur. Arılar normalde bazı virüsleri düşük düzeylerde taşıyabilir. Bu durum zararsız olabilir. Ancak Varroa, bu virüsleri bir arıdan diğerine enjekte ettiğinde durum değişir.

Akar, virüsü doğrudan arının hemolenfine verir. Bağışıklık sistemi burada kısmen baypas edilir. Bu durum, virüsün çoğalma (replikasyon) hızını binlerce kat artırabilir. Varroa’nın tükürük salgılarının da olumsuz bir etkisi vardır. Arının bağışıklık tepkisini baskıladığı düşünülmektedir. Virüsün daha kolay çoğalmasına izin verdiği tahmin edilmektedir. Yüksek Varroa popülasyonu, kovandaki toplam viral yükün patlamasına neden olur. Arı felci hastalığı gibi ciddi klinik belirtilerin ortaya çıkmasına yol açar.

Mevsimsellik: yaz aylarında risk artışı

Arı felci hastalığı vakaları genellikle yılın belirli zamanlarında pik yapar. Özellikle yaz ayları ve sonbahar başı riskin en yüksek olduğu dönemlerdir. Bunun birkaç nedeni vardır. Birincisi, koloni popülasyonu bu dönemde zirveye ulaşır. Bazen bu sayı 60.000 arıyı aşabilir. Bu yoğunluk, arı başına düşen virüs bulaşma riskini temas yoluyla artırır. Yoğun nüfus, CBPV gibi doğrudan temasla yayılan virüsler için ideal bir ortamdır.

İkincisi, tarlacılık faaliyetleri en yoğundur. Bu durum arıların diğer kolonilerle temasını artırır. Yağmacılık veya ortak nektar kaynakları bu temasa örnektir. Virüsler böylece arılık içinde kolayca yayılır. Üçüncüsü ve en önemlisi, Varroa popülasyonu da genellikle yaz sonuna doğru kendi zirvesine ulaşır. Bu üç faktörün birleşimi (yüksek arı yoğunluğu, yüksek tarlacılık aktivitesi ve yüksek akar yükü) viral salgınlar için ideal bir fırtına yaratır. İlkbaharda görülen felç vakaları genellikle CBPV ile ilişkiliyken, yaz sonu çöküşleri daha çok ABPV ve DWV ile ilişkilidir.

Klinik belirtiler

Arı felci hastalığının teşhisinde arıcının sahadaki gözlemleri kritik bir başlangıç noktasıdır. Belirtiler genellikle arıların normal davranışlarının dışına çıkmasıdır. Fiziksel bozukluklar da gözlemlenebilir. Bu klinik bulgular, kovanda ciddi bir sağlık sorunu olduğunun ilk işareti olabilir. Gözlemlenen semptomlar, altta yatan spesifik virüs tipine (CBPV veya ABPV gibi) bağlı olarak küçük farklılıklar gösterebilir.

Saha bulguları: felç, titreme, uçamama

Arıcının kovanda veya kovan çevresinde dikkat etmesi gereken başlıca saha bulguları şunlardır:

  • Felç ve Titreme: Hastalığın en belirgin semptomudur. Özellikle CBPV ile enfekte arılar kontrolsüz bir şekilde titrer. Kovan giriş tahtasında, petekler üzerinde veya kovan zemininde bu durum görülebilir. Bu titreme tüm vücutta veya sadece kanatlarda olabilir. Bu, virüsün arının sinir gangliyonlarına saldırmasının bir sonucudur.
  • Uçamama ve Sürünme: Enfekte arılar uçuş kaslarının kontrolünü kaybeder. Kovan önünde veya arılık zemininde büyük gruplar halinde sürünürler. Uzaklaşmaya çalışan arı yığınları görülebilir. Bu arılar genellikle çimenlere tırmanmaya çalışır ancak başarılı olamazlar. Bu durum, koloninin yiyecek toplama kapasitesini doğrudan etkiler.
  • Kararma ve Tüysüzleşme (Tip 2 CBPV): CBPV’nin Tip 2 formuyla ilişkili bir durumdur. Arılar tüylerini kaybederek parlak, siyah ve yağlı bir görünüm alırlar. Bu arılar, sağlıklı arılara göre daha küçük görünebilir. Kovan içindeki diğer arılar tarafından saldırıya uğrarlar. Kovan girişindeki nöbetçi arılar, bu “siyah” arıların içeri girmesini engellemeye çalışır.
  • Anormal Kanat Pozisyonu (K-Kanat): Arıların kanatları vücutlarından ayrı durur. Doğal olmayan bir açıyla (K harfine benzer şekilde) açık kalabilir. Bu durum, arının uçmasını imkansız hale getirir. Genellikle CBPV Tip 1 ile ilişkilidir.
  • Ani Ölümler ve Hızlı Nüfus Kaybı: Özellikle ABPV enfeksiyonlarında bu durum yaygındır. Kovan önünde ani ve kitlesel yetişkin arı ölümleri gözlenebilir. Belirgin bir hastalık belirtisi önceden görülmeyebilir. Arıcı, birkaç hafta önce güçlü olan bir koloninin hızla zayıfladığını fark edebilir.

Bu belirtilerin bir veya birkaçının aynı anda görülmesi, arı felci hastalığı şüphesini kuvvetlendirir. Bu durum acil müdahale gerektirir.

Tanı

Kovan önünde titreyen, sürünen veya kararmış arılar görmek arı felci hastalığı için güçlü bir şüphe oluşturur. Ancak bu belirtiler kesin tanı için yeterli değildir. Benzer semptomlar başka sorunlardan da kaynaklanabilir. Bu nedenle, hastalığın varlığını doğrulamak gerekir. Hangi spesifik virüsün (CBPV, ABPV, DWV vb.) sorumlu olduğunu anlamak önemlidir. Bunun için laboratuvar analizlerine başvurmak zorunludur. Doğru tanı, etkili bir mücadele stratejisinin temelini oluşturur.

Laboratuvar tanısı: örnek alma ve RT-PCR

Arı felci hastalığının kesin tanısı moleküler yöntemler kullanılarak yapılır. Bu süreç, sahadan doğru örneklerin toplanmasıyla başlar. Genellikle belirgin semptomlar gösteren arılardan örnek alınır. Titreme, kararma veya sürünme gösteren en az 30 ila 50 adet yetişkin arı toplanır. Sadece ölü arılar değil, aynı zamanda canlı ancak hasta görünen arılar da örnekleme dahil edilmelidir. Bu örnekler, viral RNA’nın bozulmasını önlemelidir. Uygun koşullarda (soğuk zincir veya özel koruyu sıvılar içinde) hızla laboratuvara ulaştırılmalıdır.

Laboratuvarda, bu arı örneklerinden viral RNA izole edilir. Ardından, RT-PCR (Ters Transkriptaz Polimeraz Zincir Reaksiyonu) tekniği kullanılır. Bu son derece hassas bir tekniktir. Test, arı örneğinde hangi spesifik virüslerin bulunduğunu genetik düzeyde tespit edebilir. RT-PCR, sadece virüsün varlığını (kalitatif) belirlemez. Aynı zamanda kantitatif (qPCR) yöntemlerle viral yükün miktarını (vücuttaki virüs sayısı) da belirleyebilir. Bu, semptomların şiddeti ile enfeksiyon düzeyi arasındaki ilişkiyi anlamak için değerli bilgiler sağlar. ELISA gibi serolojik testler de kullanılabilir. Ancak RT-PCR, hassasiyeti ve özgüllüğü nedeniyle altın standart olarak kabul edilir.

Ayırıcı tanı

Arı kolonisinde nörolojik belirtiler gözlemlenebilir. Felç, titreme ve ani ölümler bu belirtilerdendir. İlk akla gelen genellikle viral enfeksiyonlar olur. Ancak bu semptomların tek nedeni arı felci hastalığı değildir. Arıcının doğru müdahalede bulunabilmesi için ayırıcı tanı önemlidir. Bu belirtilerin diğer olası nedenlerden ayırt edilmesi hayati önem taşır. Özellikle tarımsal ilaç zehirlemeleri buna bir örnektir. Yanlış bir teşhis, zaman ve kaynak kaybına yol açar.

Arı felcini pestisit zehirlenmesinden ayırma

Pestisit (tarım ilacı) zehirlenmesi, arı felci virüsleriyle sıkça karıştırılan bir durumdur. Her ikisi de sinir sistemini etkiler. Benzer belirtilere (titreme, felç, kovan önünde yığılma) yol açabilirler. Ancak, dikkatli bir gözlemle bazı temel farklar ayırt edilebilir:

  • Hız ve Ölçek: Pestisit zehirlenmesi genellikle çok ani başlar. Kitlesel ölümlere neden olur. Genellikle tarlacılık faaliyetinin yoğun olduğu bir dönemde görülür. Aniden binlerce arı kovan önünde ölü bulunur. Viral felç (CBPV gibi) ise genellikle daha yavaş seyreder ve zamanla artar. (ABPV’nin hızlı seyri bu noktada zehirlenmeyle karışabilir).
  • Etkilenen Nüfus: Zehirlenme, öncelikle tarlacı arıları etkiler. Çünkü zehirli kaynağa (ilaçlanmış çiçekler) ilk onlar maruz kalır. Zehirli nektar veya polen kovana taşınırsa, genç işçi arılar ve larvalar da etkilenebilir. Viral felç (CBPV) ise genellikle belirli yaş gruplarını (yetişkin arılar) daha belirgin etkiler.
  • Spesifik Belirtiler: Zehirlenme durumunda, ölü arıların dillerinin dışarıda olması tipik bir bulgudur. Konvülsiyonlar (kasılmalar) ve hızlı, kontrolsüz hareketler görülebilir. Viral felçte ise (özellikle CBPV) titreme daha ritmiktir. Kararma ve tüysüzleşme (Tip 2) gibi spesifik bulgular daha yaygındır.
  • Diğer Hastalıklar: Benzer şekilde, Nosema ceranae enfeksiyonları da koloniyi zayıflatır. Bazen arıların sürünmesine neden olabilir. Ancak bu genellikle dizanteri (ishal) ile birlikte görülür. Oysa viral felçte genellikle dizanteri belirtisi bulunmaz. Kovan girişinde 15’ten fazla arının sürünmesi Nosema için bir şüphe oluşturabilir.

Eğer şüphelenilen durum kitlesel ve ani ise, pestisit zehirlenmesinden şüphelenmek gerekir. Laboratuvara analiz için sadece arı değil, taze polen veya nektar örnekleri de gönderilmelidir.

Yönetim ve mücadele

Bal arılarını etkileyen viral hastalıkların spesifik bir tedavisi yoktur. Özellikle arı felci hastalığı kompleksi için bir antiviral ilaç veya aşı bulunmamaktadır. Bu nedenle mücadele, hastalığın ortaya çıkmasını engellemeye (profilaksi) odaklanır. Aynı zamanda hastalığın yayılmasını yavaşlatmayı amaçlar. Temel strateji, kolonilerin bağışıklık sistemini güçlü tutmaktır. Ayrıca virüslerin ana taşıyıcısı olan Varroa akarlarını etkin bir şekilde kontrol altında tutmak gerekir.

Koloni yönetimi: ana arı yenileme ve izolasyon

Hastalık belirtileri bir kovanda tespit edildiğinde, yayılmayı önlemek için hızlı hareket edilmelidir. Belirgin semptomlar gösteren (yoğun titreme, sürünme) koloniler zayıflar. Bu koloniler, arılık içindeki sağlıklı kolonilerden uzak bir alana taşınmalıdır. Bu şekilde izole edilmelidir. Bu izolasyon, arıların sağlıklı kovanlara sürüklenmesini (drift) engeller. Yağmacılığı da önleyerek virüsün yayılmasını sınırlar. Çok zayıflamış ve kurtarılması mümkün görünmeyen koloniler olabilir. Bu kolonilerin imha edilmesi, arılığın genel sağlığı için daha iyi bir seçenek olabilir.

Uzun vadeli bir strateji olarak ana arı yenileme kritik önem taşır. Genç ve sağlıklı bir ana arı, yüksek yumurtlama kapasitesine sahiptir. Koloninin nüfusunu hızla yeniler. Bu durum, enfekte olmuş yaşlı arıların yerini sağlıklı genç arıların almasını sağlar. Ayrıca, bazı arı soyları hijyenik davranışlar gösterebilir. (Hastalıklı yavruları hızla temizleme). Viral enfeksiyonlara karşı daha yüksek genetik dirence sahip olabilirler. Dirençli veya hijyenik davranış gösteren soylarla ana arı değişimi önemlidir. Koloninin hastalıkla başa çıkma kapasitesini uzun vadede artırır.

Varroa mücadelesinde bütüncül yaklaşım

Arı felci virüslerinin yönetiminde en kritik müdahale Varroa kontrolüdür. Bu, tek etkili müdahaledir. Viral yük, doğrudan Varroa seviyeleriyle ilişkilidir. Bu mücadele, tek bir yönteme dayanmamalıdır. Entegre Zararlı Yönetimi (IPM) ilkelerini içermelidir. IPM, birden fazla kontrol yönteminin akıllıca bir kombinasyonunu ifade eder.

Bütüncül yaklaşım, biyoteknik yöntemleri içerir. (Erkek arı gözü tuzağı, kuluçkasız dönem yaratma). Organik asitler (formik asit, oksalik asit) de bu yaklaşımın parçasıdır. Ruhsatlı sentetik akarisitler (örn. amitraz veya flumetrin bazlı şeritler) de kullanılabilir. Önemli olan, bu yöntemlerin doğru zamanda uygulanmasıdır. Özellikle bal akımı sonrası sonbahar mücadelesi kritiktir. Yöntemler dönüşümlü olarak kullanılmalıdır. Sürekli aynı etken maddeye sahip ilacın kullanılması direnç gelişimine yol açar. Amaç, Varroa popülasyonunu sürekli olarak epidemiyolojik eşiğin altında tutmaktır. Bu eşik genellikle %2 ila %3 enfestasyon seviyesidir. Düşük Varroa seviyesi, virüslerin yayılma ve çoğalma hızını dramatik bir şekilde azaltır.

Süreklilik: hijyen, biyogüvenlik ve izleme planı

Viral hastalıkların yönetimi tek seferlik bir müdahale değildir. Sürekli bir çaba gerektirir. Arılıkta temel hijyen ve biyogüvenlik kurallarına uymak zorunludur. Kovanlar arasında ekipman transferi yapılırken dikkatli olunmalıdır. El demiri, körük veya eldiven gibi ekipmanlar dezenfekte edilmelidir. (Örneğin pürmüzle yakma veya çamaşır suyu ile temizleme). Hastalıklı bir kovandan sağlıklı bir kovana petek veya arı transferi yapılmamalıdır. Takviye amaçlı bu işlem kesinlikle yanlıştır. Zayıf koloniler birleştirilerek veya güçlendirilerek korunmalıdır. Çünkü zayıf koloniler hastalıklara ve yağmacılığa daha açıktır.

Sürekli izleme, sorunları erken tespit etmenin anahtarıdır. Arıcılar, kolonilerini düzenli olarak kontrol etmelidir. arı felci hastalığı belirtileri (titreme, kararma) açısından gözlem yapılmalıdır. Varroa seviyeleri (pudra şekeri testi, doğal döküntü sayımı) de sürekli izlenmelidir. Erken teşhis, izolasyon ve müdahale şansını artırır. Salgının tüm arılığa yayılmasını engeller.

Yaygın uygulama hataları

Arıcılar koloni sağlığını iyileştirmek amacıyla bazı müdahaleler yapar. Ancak bu iyi niyetli uygulamalar bazen farkında olmadan riskleri artırabilir. Arı felci hastalığı gibi viral enfeksiyonların riski bu hatalarla yükselebilir. Yanlış yönetim pratikleri, kolonilerin doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabilir. Patojenlerin yayılması için uygun bir zemin hazırlayabilir. Özellikle besleme rejimleri ve Varroa mücadelesindeki hatalar ciddi sonuçlar doğurabilir.

Aşırı şurup ve yanlış besleme pratiklerinin etkisi

Arıları güçlü tutmak için yapılan besleme dikkatli planlanmalıdır. Aksi halde ters etki yaratabilir. Arıların sürekli olarak şeker şurubu ile beslenmesi iyi değildir. Özellikle yüksek yoğunlukta şurup verilmesi bir “karbonhidrat yüklemesi” yaratır. Bu durum, arıların sindirim sistemini zorlayabilir. pH dengesini bozarak Nosema ceranae gibi diğer fırsatçı patojenlerin gelişmesine zemin hazırlayabilir. Bir koloni aynı anda hem Nosema hem de viral bir enfeksiyonla mücadele edebilir. Bu durumda bağışıklık sistemi aşırı yüklenir ve çöker.

Daha da önemlisi, protein (polen) eksikliği bağışıklık sistemini doğrudan zayıflatır. Arıların virüslere karşı savunma mekanizmaları vardır. (Örn. RNA interferans – RNAi). Genel bağışıklık sağlığı da kaliteli ve çeşitli polen tüketimine bağlıdır. Sadece şeker şurubu ile beslemek, koloniyi arı felci hastalığı belirtilerine karşı çok daha savunmasız bırakır.

Yanlış/izinsiz ilaç kullanımı ve direnç riski

Varroa mücadelesi viral yükü azaltmak için kritiktir. Ancak bu mücadelenin nasıl yapıldığı da bir o kadar önemlidir. Arıcıların ruhsatlı olmayan kimyasalları kullanması en büyük hatalardan biridir. Kaynağı belirsiz veya “kaçak” ürünler kullanılmamalıdır. Bu tür uygulamalar genellikle yanlış dozajlama ile sonuçlanır. Aşırı veya eksik doz sorun yaratır. Yanlış zamanlama (bal akımı sırasında uygulama) da bir başka hatadır. Bu durumun iki ciddi sonucu vardır. Birincisi, Varroa akarlarında bu kimyasallara karşı hızla direnç gelişir. Dirençli akarlar kontrol edilemez. Popülasyonları patlar ve buna bağlı olarak viral yük de artar.

İkincisi, bu ruhsatsız kimyasalların kendileri de arılar için toksik olabilir. Ruhsatlı olanların yanlış dozda kullanımı da aynı etkiyi yaratır (sub-letal etkiler). Arılar üzerinde kronik bir stres yaratarak onların bağışıklık sistemini baskılar. Onları CBPV veya ABPV gibi virüslere karşı daha duyarlı hale getirirler. Bu durum bir kısır döngüye yol açar. Arıcı “mücadele ediyorum” derken aslında viral hastalıkları tetiklemiş olur.