Bal Arılarında Taş Hastalığı

Taş hastalığı, bal arısı kolonilerinde hem yavruları hem de yetişkin bireyleri etkileyebilen ciddi bir mantar enfeksiyonudur. Bu duruma Aspergillus cinsine ait mantarlar sebep olur. Hastalık, adını enfekte ettiği larvaların veya ergin arıların nemini kaybederek mumyalaşması ve adeta bir “taş” parçası gibi sertleşmesinden alır. Kireç hastalığına benzese de, taş hastalığı çok daha tehlikeli kabul edilir çünkü etken mantarlar hem arılar için daha ölümcüldür hem de bazı türleri farklı canlılar için de risk oluşturabilir.

Aspergillus türleri ve başlıca bulaş yolları

Arı kolonilerinde bu soruna yol açan en yaygın iki tür, Aspergillus flavus (sarı-yeşil renkte sporlar oluşturur) ve Aspergillus fumigatus (daha koyu, mavi-yeşil sporlar üretir) olarak bilinir. Bu mantarlar doğada son derece yaygındır. Toprakta, çürümekte olan bitkisel materyallerde, depolanmış tahıllarda ve polenlerde kolayca bulunabilirler. Mantarın dayanıklı yapıları olan sporlar, yıllarca çevresel koşullarda canlı kalabilirler.

Koloniye bulaşma temel olarak iki yolla gerçekleşir. Birincil ve en yaygın yol sindirim sistemidir. Arılar, mantar sporlarıyla kirlenmiş polenleri, nektarı veya arıcının verdiği şerbeti tüketerek hastalığı kaparlar. Özellikle bakıcı arılar, bu kirlenmiş gıdaları (polen veya arı sütü) larvalara taşıdığında, enfeksiyon doğrudan kuluçka alanında başlar. Larvanın bağırsağında çimlenen sporlar, hızla mantar iplikçiklerine (miselyum) dönüşür, bağırsak duvarını deler ve larvanın vücut boşluğunu istila eder. Bu durum larvanın hızla ölmesine neden olur. İkincil bulaşma yolu ise solunum veya dış iskelet (kütikula) yoluyladır. Kovan içindeki spor yoğunluğu aşırı derecede artarsa, bu sporlar doğrudan ergin arıların solunum borularına (trakeler) veya vücutlarındaki zayıf noktalara yerleşerek de enfeksiyonu başlatabilir.

Mevsim/flora koşulları ve görülme dönemi

Bu mantar enfeksiyonu, genellikle “fırsatçı” bir patojen olarak sınıflandırılır. Yani, mantar sporları çevrede her zaman bulunsa da, hastalık genellikle koloni belirli bir stres altına girdiğinde veya mantarın gelişimi için ideal koşullar oluştuğunda ortaya çıkar. Hastalığın en sık görüldüğü dönemler, genellikle havanın serin ve nemli olduğu ilkbahar başları ile sonbahar aylarıdır. Bu mevsim geçişleri, kovan içi sıcaklık ve nem dengesinin en çok zorlandığı zamanlardır.

Mantar gelişimini tetikleyen en kritik faktör yüksek nemdir. Kovan içi bağıl nemin sürekli olarak %80 seviyesinin üzerinde kalması, sporların çimlenmesi için ideal bir ortam yaratır. Kötü havalandırma, zayıf koloni nüfusu (içerideki alanı yeterince ısıtamama), kovanın sürekli gölgede veya ıslak zeminde bulunması ve dışarıdaki yağışlı hava, kovan içinde yoğuşmaya (terleme) neden olur. Bu ıslak ve ılık ortam, petek yüzeylerini ve kovan tabanını mantar gelişimi için mükemmel bir yüzey haline getirir. Flora koşulları da önemlidir; eğer arıların topladığı polenler nemliyse veya arıcının verdiği polen keki ıslanırsa, bu durum Aspergillus için birincil üreme kaynağı olur.

Belirtiler ve tanı

Taş hastalığının teşhisi, hem kuluçka alanındaki yavru gözlerinde hem de ergin arılarda görülen belirgin değişimlerin dikkatle incelenmesine dayanır. Enfekte larvalar karakteristik bir sertleşme gösterirken, ergin arılar davranış bozuklukları sergiler ve kovan önünde ölümler artar. Bu bulguların, arılıktaki diğer yavru hastalıklarından, özellikle de kireç hastalığından doğru şekilde ayırt edilmesi, müdahale stratejisi için hayati önem taşır.

Taş hastalığının yavru gözlerinde ayırt edici bulguları

Hastalığın en net kanıtları kuluçka çerçevelerinde bulunur. Enfeksiyon, genellikle larva besinle birlikte sporları aldıktan sonraki 24 ila 48 saat içinde başlar. Mantar larvanın sindirim sistemini hızla istila eder ve onu öldürür. Ölümden sonra şu belirtiler gözlenir:

  • Sertleşme ve Mumyalaşma: Hastalığa adını veren temel belirti budur. Ölen larva suyunu kaybeder ve mantar miselleri tarafından tamamen sarılır. Larva, kireç hastalığında olduğu gibi büzüşmez; aksine, petek gözünün altıgen şeklini alarak katılaşır. Bu mumya o kadar sertleşir ki, “taş” gibi olur ve bir aletle bile zor ezilir.
  • Renk Değişimi: Sağlıklı larvanın parlak, sedef beyazı rengi kaybolur. Larva önce matlaşır, ardından enfeksiyona neden olan mantar türüne bağlı olarak renk alır. Eğer etken Aspergillus flavus ise mumyalar sarımsı veya sarı-yeşil bir küf tabakasıyla kaplanır. Eğer etken Aspergillus fumigatus ise renk daha koyu, gri-yeşil veya siyaha yakın olur.
  • Petek Gözüne Yapışma: Bu, kireç hastalığından en önemli farklardan biridir. Taşlaşan larva, petek gözünün duvarlarına ve tabanına sıkıca yapışır. İşçi arılar, bu mumyaları temizlemekte çok zorlanır veya hiç başaramazlar.

Ergin arılarda taş hastalığı belirtileri (uçamama, mumyalanma)

Bu mantar enfeksiyonu, kireç hastalığından farklı olarak ergin arıları da doğrudan hedef alır. Ergin arılar, spor yoğunluğu yüksek olan şerbeti veya poleni tükettiklerinde enfekte olurlar. Mantar, arının sindirim sisteminde gelişir ve vücut boşluğuna yayılır. Belirtiler genellikle enfeksiyondan 3 ila 5 gün sonra belirginleşir. Enfekte arılar huzursuz ve titrek hareketler sergiler, felç benzeri bir durum yaşarlar ve en belirgin olarak uçma yeteneklerini kaybederler.

Bu hasta arılar, kovanı terk edemez ve kovanın uçuş tahtasında veya kovanın hemen önünde sürünürken görülürler. Kısa süre içinde ölürler. Ölümden sonra, özellikle nemli koşullarda, mantar arının vücudu içinde gelişmeye devam eder. Mantarın küf yapıları (miselyum), arının vücut segmentleri arasından (örneğin baş ile göğüs veya karın halkaları arasından) dışarıya doğru büyür. Tıpkı larvalarda olduğu gibi, ölen ergin arının cesedi de sertleşir ve mumyalaşır. Kovan önünde bulunan bu sert, küflü ve genellikle sarı-yeşil renkteki arı cesetleri, bu hastalığın güçlü bir göstergesidir.

Taş ve kireç hastalığı farkları (saha + laboratuvar)

Sahada, her iki hastalık da “mumyalaşmış larva” belirtisi gösterdiği için kolayca karıştırılabilir. Ancak aralarındaki farklar çok nettir ve doğru müdahale için bu farkların bilinmesi şarttır.

Sahada Gözlemsel Farklar:

  • Etkilenen Bireyler: Kireç hastalığı (etkeni Ascosphaera apis) neredeyse sadece larvaları etkiler. Taş hastalığı ise hem larvaları hem de ergin arıları öldürür.
  • Mumyanın Sertliği: Bu en belirgin farktır. Kireç hastalığı mumyaları tebeşir gibi kırılgandır, iki parmak arasında kolayca ezilip toz haline gelebilir. Taş hastalığı mumyaları ise ismine uygun olarak aşırı serttir, taş gibidir ve kolayca ezilemez veya kırılamaz.
  • Petek Gözündeki Durum: Kireç hastalığı mumyaları genellikle petek gözünde serbesttir. Çerçeve sallandığında, gözlerin içinde “şakırtı” sesi duyulabilir. Taş hastalığı mumyaları ise petek gözüne sıkıca yapışıktır, arılar tarafından temizlenemez ve cımbızla bile zor çıkarılır.
  • Renk: Kireç hastalığı mumyaları önce beyazdır, sporlar olgunlaştıkça gri veya siyaha döner (eşeyli üreme). Taş hastalığı mumyaları ise mantar türüne göre (eşeysiz üreme sporları) sarı-yeşil (A. flavus) veya koyu gri (A. fumigatus) bir küf rengi alır.

Laboratuvar Ayırımı:
Kesin ve net tanı, şüpheli mumyaların laboratuvarda incelenmesiyle konur. Mumyadan alınan örnekler mikroskop altında incelendiğinde, iki mantarın üreme yapıları tamamen farklıdır. Ascosphaera apis (kireç) karakteristik spor keseleri (sistosporlar) oluştururken, Aspergillus (taş) tipik fırça benzeri spor başlıkları (konidiyoforlar) ile hemen ayırt edilir. Gerekirse, mantarın özel besiyerlerine ekilerek (kültür) üretilmesi ve türünün tam olarak belirlenmesi de mümkündür.

Bulaşma ve risk faktörleri

Bu hastalığın bir kolonide görülmesi ve yayılması, sadece mantar sporunun varlığına değil, büyük ölçüde kovan içi çevresel koşullara ve arıcının yönetim uygulamalarına bağlıdır. Yüksek nem, yetersiz hava akımı, zayıf koloni yapısı ve hijyen eksikliği, bu fırsatçı mantarın hızla çoğalması için gerekli zemini hazırlar. Riski artıran bu faktörlerin kontrol altına alınması, hastalığın önlenmesindeki ilk adımdır.

Nem–sıcaklık eşikleri ve kovan hijyeni

Aspergillus mantarları nemli ortamları sever. Kovan içindeki bağıl nemin sürekli olarak %80’in üzerine çıkması, sporların çimlenmesi (aktif hale geçmesi) için en kritik eşiktir. Bu durum, özellikle kovan havalandırmasının yetersiz olduğu kapalı ve sıkışık kovanlarda görülür. Kovan tabanında biriken nemli polen artıkları, ölü arı cesetleri veya çerçeve kenarlarındaki yoğuşma damlaları, mantar için ideal bir üreme alanı sağlar. Sıcaklık açısından, bu mantarlar geniş bir aralıkta büyüyebilir, ancak kuluçka alanı sıcaklığına yakın olan 25°C ile 37°C arası sıcaklıklar gelişimlerini en üst düzeye çıkarır. Bu durum, kuluçka alanını (yaklaşık 34-35°C) mantar için adeta bir inkübatör haline getirir. Zayıf kovan hijyeni, yani düzenli temizlenmeyen taban tahtaları ve küflü eski çerçevelerin kovanda tutulması, spor yükünü artıran birincil kaynaklardır.

Koloni yönetim hataları (besleme, sıkıştırma, havalandırma)

Arıcının yaptığı bazı uygulamalar, farkında olmadan bu hastalığı tetikleyebilir. Bunların başında hatalı besleme gelir. Arılara verilen polen keki veya şerbet, eğer uygun olmayan koşullarda saklanmışsa veya hazırlanmışsa çok kolay bir şekilde küflenebilir. Arıcı, üzerinde Aspergillus sporları bulunan bu kirlenmiş gıdaları koloniye verdiğinde, hastalığı kendi eliyle başlatmış olur. Özellikle ev yapımı polen keklerinin nemli kalması büyük bir risktir.

Havalandırma eksikliği, nem birikiminin ana sebebidir. Kovan girişinin kışın aşırı daraltılması, kovan kapağının altının hava geçirmeyecek şekilde naylonla kapatılması veya kovanın nemli toprağa doğrudan temas etmesi nem sorunlarını ağırlaştırır. Koloni gücünün yönetimi de kritiktir. Zayıf bir koloni, içinde bulunduğu geniş kovanı ısıtamaz ve nem kontrolünü sağlayamaz; bu da yoğuşmaya yol açar. Benzer şekilde, aşırı güçlü bir koloniyi gereğinden fazla sıkıştırmak da hava akışını keserek benzer nem sorunlarına neden olabilir. Güçlü nüfus, dengeli sıkıştırma ve sürekli temiz hava akışı, hastalığın önlenmesinde kilit rol oynar.

Bal güvenliği ve insan sağlığı

Taş hastalığı, diğer arı hastalıklarının çoğundan önemli bir yönüyle ayrılır: Potensiyel insan sağlığı riskleri. Aspergillus türlerinin bazıları, özellikle A. flavus, hem insanlar hem de diğer hayvanlar için tehlikeli olabilen güçlü toksinler (zehirler) üretebilme kapasitesine sahiptir. Bu durum, hem doğrudan arıcı sağlığı hem de arı ürünlerinin gıda güvenliği açısından dikkatle ele alınmalıdır.

Bal güvenliği ve insan sağlığı riski (aflatoksin)

Bu mantar enfeksiyonunun insan sağlığı üzerindeki riski iki yönlüdür. Birincisi, arıcı sağlığı ile ilgilidir. Hastalığın çok yoğun olduğu bir kovan açıldığında, havaya milyonlarca Aspergillus sporu karışabilir. Arıcı, bu yoğun spor bulutunu solumak zorunda kalabilir. Bağışıklık sistemi normal çalışan sağlıklı bireyler için bu genellikle büyük bir sorun yaratmaz. Ancak, bağışıklık sistemi ciddi düzeyde baskılanmış (kemoterapi gören, organ nakli olmuş veya ciddi astım hastası) kişilerde, bu sporlar ‘Aspergillozis’ adı verilen ciddi bir akciğer enfeksiyonuna yol açma riski taşır. Bu nedenle, yoğun enfekte olduğundan şüphelenilen kovanlarla çalışırken yüksek korumalı bir maske (N95 veya FFP2 gibi) kullanılması tavsiye edilir.

İkinci ve daha önemli risk, gıda güvenliği ile ilgilidir. Aspergillus flavus türü, bilindiği gibi aflatoksin adı verilen, karaciğer üzerinde güçlü kanserojen etkileri olan mikotoksinler üretebilir. Bu toksinlerin bala geçme riski son derece düşüktür. Balın doğal yapısı (yüksek şeker konsantrazonu, yaklaşık %80 ve düşük su aktivitesi) mantarların gelişmesi ve toksin üretmesi için uygun bir ortam değildir. Ancak, risk baldan ziyade polen ve arı ekmeği (perga) üzerindedir. Eğer polen tuzakları düzenli boşaltılmazsa ve toplanan polen nemlenirse veya kovan içinde depolanan arı ekmeği çerçeveleri nem alırsa, mantar bu ürünler üzerinde gelişebilir. Bu durumda aflatoksin üretme potansiyeli ortaya çıkar. Bu nedenle, bu hastalığın teşhis edildiği kovanlardan elde edilen bal, polen veya arı ekmeği kesinlikle hasat edilmemeli ve insan tüketimi için kullanılmamalıdır.

Mücadele ve yönetim

Taş hastalığı için bilinen, onaylanmış veya etkili bir kimyasal (ilaç) tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Mücadele, hastalığın ciddiyeti ve bulaşıcılığı nedeniyle tamamen önleme, hijyen, imha ve katı dezenfeksiyon protokollerine dayanır. Bu hastalığın yönetimi, kireç hastalığından çok daha katı prosedürler gerektirir, çünkü etken mantar hem arılar için daha ölümcüldür hem de potansiyel sağlık riskleri taşır.

Taş hastalığında doğru dezenfeksiyon ve petek/kovan imhası

Bir kovanda bu mantar enfeksiyonu kesin olarak teşhis edildiğinde, uygulanacak protokol net ve tavizsiz olmalıdır: imha ve sterilizasyon. Hastalığın yoğun olarak görüldüğü, mumyalaşmış larvaların bulunduğu tüm petekler derhal kovandan çıkarılmalıdır. Bu petekler, başka arılıklara veya çevreye spor yaymamaları için kesinlikle yakılarak imha edilmelidir. Sporlar toprağa gömülse bile yıllarca canlı kalabilir, bu nedenle sadece gömmek yeterli bir çözüm değildir. Yakma işlemi, dayanıklı sporların tamamen yok edilmesini garanti altına almanın tek yoludur.

Hastalığın bulaştığı kovanın kendisi (gövde, taban tahtası, kapak) eğer ahşap ise ve tekrar kullanılmak isteniyorsa, çok yoğun bir dezenfeksiyona tabi tutulmalıdır. Önce kovan içindeki tüm propolis ve mum artıları kazınmalıdır. Ardından, tüm iç yüzeyler pürmüzleme (şaloma ile yakma) yöntemiyle sterilize edilmelidir. Ahşap yüzeyler, renkleri hafifçe kararana kadar ateşe tutulmalıdır. Bu yüksek ısı, ahşabın gözeneklerine sinmiş olan mantar sporlarını öldürür. Kimyasal dezenfektanların (çamaşır suyu, kostik soda) bu tür dayanıklı sporlara karşı etkisi, yüksek ısıya göre daha az güvenilirdir.

Yayılımın önlenmesi: ekipman, yer değişimi, besleme protokolü

Bu hastalığın yayılmasını önlemek, tedavi etmeye çalışmaktan çok daha etkilidir. Arılıkta alınması gereken temel koruyucu tedbirler şunlardır:

  • Ekipman Hijyeni: Arıcı, kovanlar arasında çalışırken kullandığı temel aletleri (el demiri, körük, eldiven) düzenli olarak dezenfekte etmelidir. Özellikle hasta bir kovandan sağlıklı bir kovana geçerken el demiri mutlaka pürmüz aleviyle sterilize edilmelidir. Eldivenler sık sık değiştirilmeli veya dezenfekte edilmelidir.
  • Arılık Konumu ve Havalandırma: Kovanlar, iyi hava sirkülasyonu olan, sabah güneşi alan ve su birikintisi olmayan kuru zeminlere (sehpa üzerine) yerleştirilmelidir. Nemli, gölgelik ve bataklık alanlardan kaçınılmalıdır. Kovanlarda yeterli havalandırma (gerekirse üstten veya kapaktan) sağlanarak kovan içi yoğuşma önlenmelidir.
  • Besleme Protokolü: Kolonilere asla küflenmiş, nemlenmiş veya küflenme şüphesi olan polen keki, polen yemi veya şerbet verilmemelidir. Besin takviyeleri taze hazırlanmalı, temiz kaplarda sunulmalı ve arının kısa sürede tüketeceği miktarlarda verilmelidir.
  • Koloni Gücü ve Hijyen: Arılıkta her zaman güçlü ve sağlıklı koloniler bulundurulmalıdır. Güçlü koloniler, kovan içi nem ve sıcaklık dengesini korumakta daha başarılıdır. Ayrıca, iyi hijyenik davranış sergileyerek hastalıklı larvaları erken aşamada fark edip hızla temizleyebilirler. Zayıf koloniler, hastalıklar için birincil hedeftir ve birleştirilmeli veya desteklenmelidir.