Bal arısı kolonilerinin sağlığı, ekosistemin sürdürülebilirliği ve tarımsal verimlilik için hayati bir rol oynar. Kovanlar, binlerce bireyin oluşturduğu karmaşık sosyal yapılardır. Bu denge bozulduğunda, koloniler çeşitli patojenlere karşı savunmasız kalır. Bal arısı hastalıkları, arıların yaşam süresini kısaltan, koloninin nüfus yapısını bozan ve genel verimliliği düşüren ciddi tehditler olarak öne çıkar. Bu sağlık sorunları bakteriyel, viral, fungal (mantar) veya paraziter kaynaklı olabilir. Kovan içi hijyenin bozulması, çevresel stres ve zayıf beslenme, bu hastalıkların yayılmasını hızlandıran temel etkenlerdir. Arı sağlığı sorunlarının erken teşhisi ve doğru yönetimi, kolonilerin sönmesini engellemek için büyük önem taşır.
Varroa Hastalığı
Varroa destructor akarı, dünya genelindeki arı kolonileri için en yıkıcı dış parazit tehdididir. Bu parazit, hem yetişkin arıların hem de gelişmekte olan yavruların (pupa ve larvalar) hemolenfi (kan) ve yağ dokularıyla beslenir. Koloniyi doğrudan zayıflatmanın ötesinde, Varroa akarları birçok tehlikeli virüsün taşıycısıdır. Bu durum, arıların bağışıklık sistemini çift yönlü bir baskı altına alır. Bu parazit, bal arısı hastalıkları arasında en çok mücadele gerektirenlerden biridir.

Belirtiler ve Koloni Üzerindeki Etkileri
Varroa istilasının en belirgin fiziksel işareti, kanatları deforme olmuş arıların görülmesidir. Bu arıların kanatları eksik veya kıvrıktır. Bu durum, özellikle Deforme Kanat Virüsü (DWV) gibi Varroa tarafından bulaştırılan virüslerin bir sonucudur. Akar yükü arttıkça kuluçka gözlerinde ölü larvalar veya pupalar görülebilir. Bu durum “parazitik yavru sendromu” olarak adlandırılır. Koloni genelinde bir huzursuzluk ve popülasyonda mevsim normallerinin altında bir düşüş gözlemlenir. Arıların yaşam süresi belirgin şekilde kısalır. Güçlü bir istila, koloninin kışlama yeteneğini tamamen yok edebilir.
Nedenleri ve Bulaşma Şekli
Hastalığın doğrudan nedeni Varroa destructor isimli dış parazittir. Bu akarların üreme döngüsü, bal arısı kuluçkasıyla senkronize çalışır. Dişi akar, petek gözü kapanmadan hemen önce hücreye girer. Gelişen arı pupasıyla beslenen akarlar çoğalır. Bulaşma genellikle arıların kovanlar arasında sürüklenmesi (drift) yoluyla gerçekleşir. Ayrıca, güçlü kolonilerin zayıf ve istila edilmiş kovanları yağmalaması, parazitlerin hızla yayılmasına neden olur. Arıcının kendisi de farkında olmadan kontamine olmuş petekleri veya ekipmanları transfer ederek bulaşmayı kolaylaştırabilir.
Mücadele Yöntemleri ve Korunma
Varroa ile mücadele, Entegre Zararlı Yönetimi (IPM) prensiplerine dayanır. Bu, tek bir yönteme bağlı kalmak yerine, biyoteknik ve kültürel yöntemlerin bir arada kullanılmasını içerir. Biyoteknik yöntemler arasında, erkek arı kuluçkasının periyodik olarak kesilip imha edilmesi bulunur. Akarlar üremek için erkek arı gözlerini tercih eder. Bu uygulama, akar popülasyonunu mekanik olarak azaltır. Akar seviyelerinin düzenli olarak izlenmesi (pudra şekeri testi veya yapışkan şeritler ile) müdahale zamanının doğru belirlenmesi için şarttır.
Nosema Hastalığı
Nosema, yetişkin bal arılarının sindirim sistemini enfekte eden mikroskobik bir mantar (Microsporidia) kaynaklı bir hastalıktır. Hastalık, özellikle arının orta bağırsağını (mide) hedef alır. Nosema apis ve Nosema ceranae olmak üzere iki yaygın türü bulunur. Bu patojen, arının besinleri emme kapasitesini ciddi şekilde bozar. Enfekte arılar yeterince beslenemez. Yaşam süreleri kısalır ve yavru bakımı gibi temel görevlerini yerine getiremez hale gelirler.

Belirtiler ve Tanı Yöntemleri
Nosema’nın dışarıdan gözlemlenebilir belirtileri genellikle belirsizdir. Nosema apis varlığında, özellikle ilkbaharda kovan önünde ve çerçevelerde ishal (dizanteri) benzeri dışkı lekeleri görülebilir. Ancak Nosema ceranae genellikle bu dışkı belirtisini göstermez. En yaygın semptomlar, kovan önünde uçamayan, titreyen veya sürünerek ilerleyen arılardır. Koloni zayıflar. Kesin tanı, yalnızca laboratuvar ortamında mümkündür. Yetişkin arıların bağırsak içeriğinin mikroskop altında incelenmesi ve spor sayımının yapılması gerekir.
Nedenleri ve Bulaşma Süreci
Hastalığın etkeni olan mantar sporları, arıların sindirim sistemine girdiğinde çimlenir. Bağırsak duvarı hücrelerine saldırırlar. Bulaşma fekal-oral (dışkı-ağız) yoluyla gerçekleşir. Kovan içindeki temizlikçi arılar, enfekte arıların bıraktığı sporlarla kirlenmiş petekleri temizlerken hastalığı kaparlar. Ayrıca, kirlenmiş su kaynakları veya paylaşılan beslenme kapları da sporların koloniler arasında yayılmasına neden olur. Sporlar çevresel koşullara oldukça dayanıklı bir yapıdadır.
Tedavi ve Korunma
Nosema yönetiminde koruyucu uygulamalar ön plandadır. Kovanların iyi havalandırılması gerekir. İçerideki nemin azaltılması sporların çimlenmesini zorlaştırır. Arılara temiz, taze su kaynağı sağlanmalıdır. Bu, kontamine su birikintilerinden su almalarını engeller. Beslenme stresi, bu tip bal arısı hastalıkları için riskleri artırır. Kolonilerin güçlü polen ve nektar kaynaklarına erişimi veya yetersiz dönemlerde kaliteli besin takviyeleri ile desteklenmesi önemlidir. Enfekte olmuş ekipmanların dezenfekte edilmesi, sporların bir sonraki sezona taşınmasını engeller.
Amerikan Yavru Çürüklüğü
Amerikan Yavru Çürüklüğü (AFB), Paenibacillus larvae adlı spor oluşturan bir bakterinin neden olduğu bir hastalıktır. Bal arısı larvalarını etkileyen en tehlikeli ve bulaşıcı yavru hastalığı olarak bilinir. Bu hastalık, özellikle mühürlü (kapatılmış) kuluçka dönemindeki larvaları hedef alır. Bakteri sporları, çevresel koşullara karşı son derece dayanıklıdır. Peteklerde, balda ve kovan ekipmanlarında onlarca yıl, hatta 40 yıldan fazla canlı kalabilirler.

Belirtiler ve Teşhis
AFB’nin en tipik belirtisi, kuluçka desenindeki düzensizliktir. Normalde kapalı kuluçka alanı kompakt görünür. AFB’li bir kovanda ise “delik deşik” bir görünüm hakimdir. Mühürlü petek gözlerinin kapakları içe çökmüş, kararmış ve genellikle delinmiştir. Enfekte olan larva, gözün içinde erir. Dibe yapışık, kahverengi, yapışkan bir kütleye dönüşür. Bu kütleye bir kibrit çöpü batırılıp çekildiğinde, yaklaşık 2-3 cm uzayan ipliksi (sümüksü) bir yapı oluşur. Bu “dibat testi” olarak bilinir. Hastalıklı kovanda ayrıca çok belirgin, tutkalı andıran keskin bir koku hissedilir.
Etken Bakteri ve Yayılma Şekli
Hastalığın etkeni Paenibacillus larvae bakterisinin sporlarıdır. Larvalar, sporlarla kirlenmiş yiyecekleri (arı sütü veya polen) aldıklarında enfekte olurlar. Bakteri, larvanın sindirim sisteminde hızla çoğalır. Larva öldükten sonra tekrar spor formuna dönüşür. Yayılma, arıcılık ekipmanlarının transferi ve zayıf kovanların yağmalanmasıyla gerçekleşir. Arıların kovanlar arası sürüklenmesi ve kontamine balın kullanılması da yayılmaya neden olur. Bu, en hızlı yayılan bal arısı hastalıkları arasındadır.
Mücadele ve Önleme
Amerikan Yavru Çürüklüğü, sporların olağanüstü dayanıklılığı nedeniyle yönetimi en zor hastalıklardan biridir. Hastalık teşhis edildiğinde, genellikle enfekte koloninin ve tüm malzemelerinin imha edilmesi gerekir. Petekler ve çerçeveler yakılmalıdır. Kovan ise alevle pürüz edilerek (yakılarak dezenfekte edilerek) temizlenmelidir. Bu radikal yaklaşımın nedeni, sporların kovanda kalıcı olarak barınmasını engellemektir. Korunma, arılıkta hijyen kurallarına sıkı sıkıya uymakla mümkündür.
Avrupa Yavru Çürüklüğü
Avrupa Yavru Çürüklüğü (EFB), genellikle Melissococcus plutonius bakterisinin neden olduğu bir yavru hastalığıdır. Ancak diğer ikincil bakteriler de tabloyu karmaşıklaştırabilir. EFB, Amerikan Yavru Çürüklüğü’ne (AFB) göre genellikle daha az şiddetlidir. Fakat özellikle stres altındaki kolonilerde veya nektar akışının zayıf olduğu dönemlerde ciddi kuluçka kayıplarına neden olabilir. Bu hastalık, larvaları AFB’den daha erken bir aşamada, genellikle petek gözleri kapatılmadan önce etkiler.

Belirtiler ve Farklılıklar
EFB’nin temel belirtisi, mühürlenmemiş petek gözlerindeki genç larvaların anormal görünümüdür. Sağlıklı larvalar parlak beyaz ve C şeklinde kıvrılmışken, EFB’li larvalar sarımsı-kahverengi bir renk alır. Petek gözü içinde anormal pozisyonlarda (bükülmüş, erimiş) bulunurlar. Ölü larvalar genellikle yapışkan değildir. AFB’de görülen ipliksi uzama (dibat testi) EFB’de görülmez. Koku, duruma göre değişiklik gösterir; bazen ekşi, sirke benzeri bir koku alınabilir. Kuruyan larva kalıntıları (pullar) petek gözünden kolayca çıkarılabilir. Oysa AFB’de pullar göze sıkıca yapışıktır.
Nedenleri ve Etken Mikroorganizmalar
Hastalığın birincil etkeni Melissococcus plutonius bakterisidir. Larvalar, bu bakteriyle kontamine olmuş yiyecekleri tükettiklerinde enfekte olurlar. Bakteri, larvanın orta bağırsağında çoğalır. Larvanın besin için rekabetine girerek onun açlıktan ölmesine neden olur. Hastalığın şiddeti, koloninin genel sağlık durumuyla yakından ilişkilidir. Arıların genetik yatkınlığı ve mevcut nektar akışı (beslenme durumu) da önemlidir. Güçlü bir nektar akışı, bazen hastalığın belirtilerini maskeleyebilir.
Tedavi ve Korunma
Avrupa Yavru Çürüklüğü’nün yönetimi, koloninin gücüne bağlıdır. Zayıf enfeksiyonlar, güçlü bir nektar akışının başlamasıyla kendiliğinden düzelebilir. Arıcının yapabileceği etkili müdahalelerden biri “sarsma” yöntemidir. Bu yöntemde arılar mevcut peteklerden temiz, yeni temel peteklerin olduğu bir kovana aktarılır. Bu, kontamine yiyecek ve peteklerden kurtulmayı sağlar. Ana arının değiştirilmesi, kuluçka döngüsünde bir ara yaratır. Temizlikçi arılara enfekte larvaları temizlemesi için zaman tanır. Bu yöntem, birçok kovan sorunu için geçerli bir hijyen protokolüdür.
Virüs Hastalıkları
Bal arısı virüsleri, genellikle diğer stres faktörleri veya parazitler (özellikle Varroa) ile birlikte ortaya çıkan gizli tehditlerdir. Tek başlarına bir virüs, kolonide belirgin bir semptom göstermeyebilir. Ancak, arının bağışıklık sistemi Varroa akarı gibi parazitler tarafından zayıflatıldığında, bu virüsler hızla çoğalır. Koloni sağlığı için ciddi bir tehlike haline gelirler. Virüsler, arıların yaşam süresini kısaltır ve davranışlarını değiştirir. Bu tip bal arısı hastalıkları, koloninin genel direncini düşürür.

Yaygın Arı Virüsleri
Arı kolonilerini etkileyen yirmiden fazla farklı virüs tanımlanmıştır. Bunlar arasında en yaygın olanı Deforme Kanat Virüsü (DWV)‘dir. DWV, neredeyse tamamen Varroa akarları tarafından bulaştırılır. Arıların kanatlarının düzgün gelişmemesine neden olur. Diğer önemli virüsler arasında, larvaların bir sıvı torbası içinde ölmesine neden olan Torbacık (Sacbrood) Virüsü bulunur. Ayrıca Kronik Arı Felci Virüsü (CBPV) ve ani koloni kayıplarıyla ilişkilendirilen İsrail Akut Felç Virüsü (IAPV) de yaygındır.
Belirtiler ve Koloni Etkileri
Virüslerin belirtileri, etken virüsün türüne göre büyük farklılıklar gösterir. DWV’nin en açık belirtisi, kovan önünde sürünmeye çalışan arılardır. Bu arıların kanatları küçük, buruşuk veya tamamen körelmiştir. Bu arılar uçamaz ve koloniye katkı sağlayamaz. Torbacık virüsü ise kuluçka alanını etkiler. Larvalar ölür ve petek gözü içinde ucu yukarı dönük, koyu renkli bir “torba” şeklini alır. Kronik felç virüsü, arıların titremesine, tüy dökmesine ve parlak, “yağlı” bir görünüm kazanmasına neden olabilir.
Mücadele ve Önleme
Bal arısı virüsleri için doğrudan bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Mücadelenin temel taşı, virüslerin ana taşıyıcısı olan Varroa akarlarının etkin bir şekilde kontrol altında tutulmasıdır. Akar popülasyonu düşük tutulduğunda, virüslerin kolonideki yayılma hızı ve etkisi de dramatik bir şekilde azalır. Kolonilerin güçlü tutulması ve iyi beslenmesi direnci artırır. Stresten uzak tutulması ve hijyenik davranışlar sergileyen ana arılarla çalışılması da virüslerin etkisine karşı genel direnci yükseltir.
Kireç Hastalığı
Kireç hastalığı (Chalkbrood), Ascosphaera apis adlı bir mantarın neden olduğu bir kuluçka hastalığıdır. Özellikle bal arısı larvalarını etkiler. Bu mantar, larvaların vücudunu istila ederek onların sertleşmesine yol açar. Larvalar kireç veya tebeşir benzeri bir görünüme bürünür. Genellikle koloninin stres altında olduğu dönemlerde görülür. Özellikle de kovan içi sıcaklığın düştüğü nemli ve soğuk ilkbahar aylarında bu bal arısı hastalıkları daha sık ortaya çıkar.

Belirtiler ve Görülme Şekli
Hastalığın en belirgin işareti, sertleşmiş, mumyalanmış larvalardır. Bu larvalar petek gözlerinin içinde veya kovan girişinde bulunur. Renkleri beyaz veya grimsi-siyah olabilir. Bu “kireç mumyaları” petek gözlerine gevşek bir şekilde bağlıdır. Kovan sallandığında bir ses çıkarabilirler. İşçi arılar bu mumyalanmış larvaları fark eder ve kovan dışına atmaya çalışırlar. Kovan uçuş tahtası üzerinde bu mumyaları görmek, hastalığın varlığına dair güçlü bir işarettir. Hastalık genellikle kuluçka alanının dış kenarlarında başlar.
Etken Mantar Türü
Hastalığa Ascosphaera apis mantarı neden olur. Larvalar, mantar sporlarını içeren yiyecekleri tükettiklerinde enfekte olurlar. Sporlar larvanın bağırsağında çimlenir. Bağırsak duvarını deler ve larvanın vücudunda hızla yayılarak onun ölümüne neden olur. Mantarın oluşturduğu mumyalar, beyaz renkte başlar. Eğer farklı eşey tipleri bir araya gelirse, üreme organları (spor keseleri) gelişir. Bu durumda mumyalar koyu gri veya siyah bir renk alır. Bu koyu renkli mumyalar, hastalığı yayacak milyonlarca yeni spor içerir.
Mücadele Yöntemleri
Kireç hastalığının yönetimi, kovan içi mikro iklimin iyileştirilmesine odaklanır. Kovanın iyi havalandırılması önemlidir. İçerideki aşırı nemin dışarı atılması mantar gelişimini engeller. Koloninin sıcak tutulması gerekir. Bu nedenle zayıf kolonilerin birleştirilmesi veya daha küçük, sıkışık bir alana alınması faydalı olabilir. Genetik yatkınlık da rol oynar. Bazı arı soyları, hijyenik davranışları (hastalıklı larvaları hızla tespit edip atma) sayesinde kireç hastalığına karşı daha dirençlidir. Ana arının bu tür dirençli bir soyla değiştirilmesi, sorunun çözümüne yardımcı olabilir.
Taş Hastalığı
Taş hastalığı (Stonebrood), Aspergillus cinsi mantarların neden olduğu nadir bir mantar enfeksiyonudur. Özellikle *Aspergillus flavus* ve *Aspergillus fumigatus* türleri etkilidir. Hastalık, hem larvaları hem de yetişkin arıları etkileyebilir. Kireç hastalığından farklı olarak, taş hastalığı larvaların çok daha sert, taş benzeri bir yapıya dönüşmesine neden olur. Bu mantar türleri, potansiyel olarak diğer hayvanlar ve hatta insanlar (özellikle bağışıklığı baskılanmış bireyler) için de tehlike oluşturabilir.

Belirtiler ve Nedenleri
Enfekte olmuş larvalar sertleşir ve renkleri sarımsı-yeşil veya kahverengiye döner. Kireç hastalığı mumyalarından çok daha sert bir yapı kazanırlar. Larvalar petek gözünden kolayca çıkarılamaz. Yetişkin arılar da enfekte olabilir. Bu durumda arıların vücudu sertleşir ve hareket kabiliyetlerini yitirirler. Hastalık genellikle arıların yüksek konsantrasyonda mantar sporuna maruz kalmasıyla ortaya çıkar. Bu durum, çoğunlukla kovan içinde küflenmiş polen veya nemli şurup gibi uygun olmayan besin kaynaklarının bulunmasından kaynaklanır.
Mantar Kaynaçlı Gelişim Süreci
Aspergillus sporları, arılar tarafından solunduğunda veya yiyeceklerle alındığında enfeksiyona başlar. Mantar, arının vücut dokularında hızla büyür (miselyum oluşturur). Dokuları istila ederek sertleşmeye neden olur. *Aspergillus flavus* gibi bazı türler, aflatoksin gibi güçlü mikotoksinler üretebilir. Bu toksinler, hastalığın şiddetini artırır ve kontamine olmuş balın tüketilmesini tehlikeli hale getirebilir. Ancak bu çok nadir görülen bir durumdur.
Korunma ve Tedavi
Taş hastalığı için spesifik bir tedavi yoktur. Korunma, arılık hijyenine dayanır. Kovanlar kuru tutulmalı ve iyi havalandırılmalıdır. Arılara asla küflenmiş veya bozulmuş şurup ya da polen verilmemelidir. Diğer kovan sorunlarında olduğu gibi, hijyen burada da kritiktir. Hastalık belirtisi gösteren petekler derhal kovandan uzaklaştırılmalı ve imha edilmelidir. Şüpheli malzemelerle çalışırken (örneğin toz maskesi takmak gibi) dikkatli olunmalıdır.
Arı Felci Hastalığı
Arı felci, genellikle Kronik Arı Felci Virüsü (CBPV) başta olmak üzere çeşitli virüslerin neden olduğu bir hastalıktır. Yetişkin bal arılarının sinir sistemini etkiler. Bu durum, arıların normal hareket kabiliyetini kaybetmesine, titremesine ve kovan içinde anormal davranışlar sergilemesine yol açar. Özellikle yoğun nüfuslu kolonilerde veya belirli mevsimsel dönemlerde salgınlara neden olarak ciddi arı kayıplarına yol açabilir. Bu virüs, yönetimi zor bal arısı hastalıkları kategorisindedir.

Belirtiler ve Virüs Etkisi
Arı felcinin iki temel belirti formu vardır. Tip 1 (titreme formu) olarak bilinen durumda, arılar kanat ve vücutlarında kontrolsüz bir titreme sergiler. Uçamazlar ve kovan önünde veya petek üzerinde kümelenirler. Karın bölgeleri (abdomen) şişkin olabilir. Tip 2 formunda ise arılar tüylerini kaybeder. Bu durum onlara koyu renkli, parlak ve “yağlı” bir görünüm kazandırır. Bu “siyah” arılar, sağlıklı kovan işçileri tarafından yabancı olarak algılanır. Sıklıkla kovan girişinde saldırıya uğrarlar veya dışarı atılırlar.
Bulaşma Yolları
Virüs, öncelikle enfekte arılar ile sağlıklı arılar arasındaki doğrudan temas yoluyla bulaşır. Kovan içi yoğunluğun artması, virüsün yayılma hızını artırır. Özellikle nektar akışının kesildiği, arıların kovan içinde daha fazla zaman geçirdiği dönemlerde bulaşma riski yükselir. Virüsün arıların dışkıları veya salgıları yoluyla da yayılabileceği düşünülmektedir. Varroa akarlarının bu virüsün bulaşmasındaki rolü, diğer bazı virüslerde olduğu kadar belirgin değildir.
Mücadele ve Korunma
Viral hastalıkların çoğunda olduğu gibi, arı felci için de doğrudan bir kimyasal tedavi mevcut değildir. Mücadele, önleyici tedbirlere ve koloni yönetim tekniklerine dayanır. Kolonideki stresi azaltmak kritik önem taşır. Bu, yeterli besin kaynağı sağlamak ve kovan içi yoğunluğu optimize etmekle (gerekirse bölme yapmak) mümkündür. Hastalığa karşı dirençli olduğu bilinen genetik hatlara (ana arılara) sahip kolonilerle çalışmak, hastalığın etkilerini azaltabilir.
